29 Mart 2025 12:56

Kayıp yakınları: Hem akıbetleri belirsiz hem failleri meçhul

İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınları, 1990'lı yıllarda gözaltında kaybedilen ve katledilen kişilerin akıbetlerinin belirlenmesi ve faillerin yargılanması talebiyle 3 kentte haftalık eylemlerini sürdürdü.

Hakkari

Fotoğraf: MA

 İHD Hakkari Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 168’inci haftasında Yüksekova ilçesindeki Sanat Sokağı'nda bir araya geldi. DEM Parti yöneticilerinin de katıldığı eylemde, "Kayıplar bulunsun failler yargılansın” pankartı ile kayıpların fotoğrafları taşındı. 1992 yılında Şırnak’ta gözaltına alındıktan sonra katledilen Bişeng Anık’ın faillerinin bulunması istendi.

İHD Hakkari Şubesi yöneticilerinden Ozan Akbaş, 1992 Newrozu'nda polislerin Bişeng Anık'ın evine baskın düzenlediğini ve Anık'ı gözaltına aldığını ifade etti. Akbaş, "Saatler sonrası serbest kalanlar, Bişeng'e içeride ağır işkence yapıldığını, bağırma seslerinin birden kesildiğini, bağırmalardan önce Bişeng’in ‘Adım Bişeng Anık' beni öldürecekler' diye bağırdığını aileye iletti. Muhataplar, Bişeng'in gözaltında olduğu ve işkence iddiasının doğru olmadığı aktardı" diye kaydetti.

Akbaş, "Herhangi bir dava açılmadı. Ailenin yaptığı tüm başvurular, Bişeng’in intihar ettiği gerekçesiyle reddedildi. Gözaltına alınan 17 yaşındaki Bişeng, işkence ile katledilmesine rağmen sorumlular ortaya çıkarılmadı. Yargılanan kimse olmadı. Böylelikle Bişeng'in akıbeti faili meçhul bırakıldı" dedi.

Diyarbakır

 İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 842’nci haftasında Koşuyolu Parkı'nda bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde açıklama yaptı. Bu haftaki eylemde, 25 Mart 1996’da kaçırıldıktan sonra kendisinden haber alınamayan Atilla Osmanoğlu’nun hikayesi okundu. 

İHD Diyarbakır Şube Başkanı Ercan Yılmaz, kayıp yakınlarının Ramazan Bayramı’nı buruk karşıladığını dile getirdi. Yılmaz, "Yurttaşların yas tutma süreçlerinin bu kadar uzun süre devam etmesi, yakınlarının akıbetinin açıklanmamış olması ağır tahribatlara neden olmakta. Kayıp yakınlarına ‘vedalaşma hakkı' tanınmalı. Bir bayram arifesinde yeniden talebimizi yineliyoruz; Kayıpların akıbetini açıklayın. Failleri ortaya çıkarın. Geçmişle yüzleşmek barışın en önemli koşullarından biridir” dedi.

DBP Diyarbakır İl Eş Başkanı Sultan Yaray, "Barış için adımların atıldığı bir süreçten bahsediyorsak, yüzleşme olmalı ve ailelerin çocuklarının akıbetleri açıklanmalı" diye kaydetti.

İHD Kayıp Komisyonu üyesi Fırat Akdeniz, Atilla Osmanoğlu’nun hikayesini okudu. Osmanoğlu'nun hikayesi şöyle: "Atilla Osmanoğlu ailesiyle birlikte Hazro ilçesinde ikamet etmekteydi. İlçede görev yapan bir üst teğmen tarafından sürekli tehdit edildiği için ailesi, Şubat 1992'de Diyarbakır merkeze taşınır. Osmanoğlu, babasına ait toptan satış dükkânını işletmektedir. 1994 yılında, babası Muhyettin Osmanoğlu 28 gün süreyle tutuklanıp ağır işkencelere maruz kalır. Daha sonra suçlamalardan beraat ederek, serbest bırakılır. 23 Mart 1996 tarihinde, sivil polis olduklarını belirten iki kişi, ‘karayolu kantin ihalesi’ için Atilla Osmanoğlu'nu yanlarında götürmek ister. Osmanoğlu, ‘dükkânda kendisinden başka kimsenin olmadığını’ gerekçe göstererek gitme teklifini reddeder. 25 Mart 1996 tarihinde saat 11.00 civarlarında baba Muhyettin dükkâna geldiği esnada, sivil giyimli, silahlı ve telsizli iki kişinin Atilla Osmanoğlu’nu zorla arabaya bindirirken görür. Babanın itirazı üzerine sivil giyimli polisler, ‘kantin hizmeti sağlamaya yönelik sözleşme teklifinde bulunabilmesi için Emniyet Müdürlüğüne götürüleceklerini, yarım saat içinde geri getireceklerini’ söyler. Akşam olur, Atilla Osmanoğlu eve gelmez.

 Ertesi gün baba Osmanoğlu, valiliğe ve başsavcılığa başvurur. Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1 Nisan 1996 tarihindeki dilekçesine yanıt olarak ‘gözaltına alınanlar arasında böyle bir isme rastlanmadığı’ cevabını verir. Valilik ise başvuruya cevap vermez. İç hukuk yollarında bir sonuç elde edemeyen baba Muhyettin Osmanoğlu, davayı AİHM’e götürür. AİHM, Muhyettin Osmanoğlu’nun başvurusunu kabul eder ve hükümetten gözaltı kayıtlarını ister.  Hükümetten istenen gözaltı kayıtlarında Atilla Osmanoğlu’nun adı geçmemektedir.

“AİHM ihlal kararı verdi”

1998 yılı sonlarında İHD Diyarbakır Şubesi kendilerine yapılan kayıp başvurularından oluşan bir dosyayı İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletir. 4 Ocak 1999 günü savcılık, 30 Mart 1996 tarihinde Silopi’de bulunan ve kimliği tespit edilemeyen bir erkek cesedinin, kendisine İHD tarafından gönderilen fotoğraflarla mukayese edildiğini ve cesedin Atilla Osmanoğlu’na ait olabileceğini bildirir. Bunun üzerine İHD heyeti, 6 Ocak 1999 tarihinde baba Muhyettin Osmanoğlu ile birlikte İdil Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde girişimlerde bulunur. Başsavcılık, mevcut fotoğrafların teşhisinde baba Muhyettin Osmanoğlu’na gösterir, fakat baba net bir kanıya varmaz. Fotoğraflarda cesedin özellikle yüz bölgesinde meydana getirilen tahribat, teşhisi güçleştirir. Neticede kesin bir teşhis yapılmaz. Ceset, Silopi kimsesizler mezarlığında defnedilmiş ve tam olarak nereye defnedildiği de kayıt altına alınmamıştır. JİTEM eski elemanı Abdülkadir Aygan’ın 2005 yılında Özgür Gündem gazetesinde yayınlanan itiraflarında ‘Atilla Osmanoğlu’nun JİTEM tarafından kaçırıldığını, aynı zamanda Koçero olarak da bilinen Cındi Acet tarafından cesedin teşhisi mümkün olmaması için başının çekiçle ezildiğini ve Cizre-Silopi Karayolu'ndan Habur Gümrük Kapısı’na doğru giderken yoldaki bir petrol tankerine atıldığını’ anlatıyordur. AİHM, 24 Ocak 2008’de, ihlal kararı verir.”

Batman

Batman’da İHD ve kayıp yakınları, eylemlerinin 678’inci haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eyleme, insan hakları savunucularının yanı kitle örgütü temsilcileri de katıldı. Bu hafta, 24 Mart 1994 tarihinde Batman’da kaçırıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Zeynel Kürsep’in akıbeti soruldu.

İHD Şube Yöneticisi Hüseyin Elçi, şunları paylaştı: "Zeynel Kürsep, 24 Mart 1994 tarihinde Batman Devlet Hastanesi çıkışında silahlı iki kişi tarafından zorla bir araca bindirilerek kaçırıldı. Daha sonrada Hizbullah örgütü tarafından kaçırıldığı öğrenilen Zeynel, Atatürk Parkı’nın yanında bulunan ve Sami Karadeniz’e ait olduğu öğrenilen bir dairede 6 gün tutuldu. Ardında bir sığınağa götürüldü. Zeynel bu sığınağa götürüldüğünde Fahrettin Tan isimli yurttaş da, 3 aydır burada tutuluyordu. Zeynel gelişinden sonra bir yıla yakın süre bu sığınakta birlikte kaldılar. Uzun süre burada tutulduktan sonra Batman’a bağlı Zorava köyüne, Aziz Önlük’e ait olduğu belirtilen evin altındaki sığınağa götürüldü. Fahrettin Tan, buraya getirildikten bir ay sonra, fidye karşılığında serbest bırakıldı. Fahrettin Tan serbest bırakıldığında, sığınakta Zeynel Kürsep, Mahmut Demirer, İsmail Ağa ve Resul Saçan bulunuyordu. Bu sığınak devlet güçlerince 1998 yılında Hizbullah’a yapılan operasyonda ortaya çıkarıldı. Ancak Zeynel Kürsep’ten, kaçırıldığı günden bu yana bir daha haber alınamadı. 

Baba Kürsep, Batman Cumhuriyet Savcılığına, Batman Emniyet Müdürlüğüne, Cumhurbaşkanlığına, Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine yaptığı başvurulara rağmen herhangi bir yanıt alamadı. 1996 yılında ismini vermek istemeyen biri, Zeynel Kürsep’in evini telefonla arayarak aileye, Kürsep'in Farqîn ilçesine bağlı Susa (Yolaç) köyünde bir sığınakta tutulduğunu söyler. Bu bilgiler üzerine baba İbrahim Kürsep, Farqîn'e gider ve oradaki resmi makamlara başvuruda bulunur. Baba Kürsep, tüm girişimlerine rağmen resmi makamlardan bir sonuç elde etmez. Aradan 31 yıl geçmesine rağmen Zeynel Kürsep kaçırıldığı tarihten bugüne hala kayıp" diye konuştu. (MA)

Evrensel'i Takip Et